Adana Sinema Turu I: Adana’nın Sinema Tarihine Umut’la Bakmak

Yılmaz Güney’in Umut (1970) filmi, sinema tarihimizin dönüm noktalarından biridir. Bu film, yönetmenine sadece ulusal değil uluslararası alanda da büyük bir şöhret ve saygınlık kazandırmıştır ama sadece bununla da kalmayarak sinemamızın pek çok yönetmeni için de bir örnek ve umut olmuştur. Kimi eleştirmenler ve araştırmacılar için İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin coğrafyamızdaki ilk ve en önemli örneği olan bu film, türün belgesele öykünen estetiğini de son derece başarılı bir biçimde yansıtmaktadır. Umut sadece dönemin ekonomik, politik, kültürel ya da toplumsal yaşamına değil, şehrin gündelik hayatına dair de olağanüstü izler taşır. At arabacıları, şoförler, bakkallar, kuyumcular, meyhaneciler, tablacılar, kumcular, bisiklet kiralayanlar, langırt oynatanlar ya da sinemacılar gibi, gündelik hayatın içinden kişileri, işleri ve mekânları filmde sıklıkla görürüz. Film bu açıdan, Adana’nın bir döneminin gündelik hayatını da belgeler ve şehrin hafızası niteliğindedir. Üstelik filmin çekildiği dönemde Adana’nın (ve muhtemelen Türkiye’nin) en büyük açık hava sinemalarından biri olan, 2.500 kişilik Halk Sineması da Cabbar’ın ziyaret ettiği mekânlardandır. Adana, hemen her açıdan bir sinema şehridir: İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından pamuğa dayalı tarım ve sanayi üretiminden doğan istihdam talebine karşılık, başta Çukurova’nın il ve ilçeleri olmak üzere Mardin, Diyarbakır, Urfa, Gaziantep, Adıyaman, Malatya ve Maraş gibi çevre illerden, on binlerce tarım ve sanayi işçisi Adana’ya gelir. Sinema, neredeyse 2.000.000’a erişen devingen nüfusun en önemli eğlencesidir. Talep öylesine büyüktür ki, Trakya, Zonguldak ve Eskişehir’i içine alan İstanbul Bölgesinin hemen ardından ikinci pazarı oluşturur Adana. Dönemin önde gelen yapımcılarından Hürrem Erman, gelirin büyük bir kısmının İstanbul ve Güney Bölgesinden elde edildiğini, bunu İzmir, Samsun ve Ankara’nın takip ettiğini aktarmaktadır. Aynı anda yüzün üzerinde salon ve açıkhava sinemasının faaliyet gösterdiği; 1973’te 70 mm projeksiyon makinesine sahip bir işletmenin bulunduğu ve “Feza Efsanesi-2001’le” (Stanley Kubrick, 1968) ilk gösterimin yapıldığı –o dönemde Türkiye’de sadece dört sinemada bu projeksiyon makinesi vardır–; ama aynı zamanda sinema çerçilerinin katır sırtına yükledikleri 16 mm’lik projeksiyon cihazlarıyla yayla köylerinde film sattıkları bir ortam söz konusudur. Film yapımı, ithali, dağıtımı, gösterimi ve bağlantılı alanlarda faaliyet gösteren doksan kadar şirketin Filmciler Derneğinde, sayıları yüzü aşan sinemaların sahiplerinin ve işletmecilerinin Sinemacılar Derneğinde, izleyicilerinse Sinematek Derneği ve Türk Film Arşivi’yle işbirliği yapan sinema kulüplerinde örgütlendiği bir dönemdir bu. Üstelik bu yapı salt tüketim etkinlikleriyle kurulmuş da değildir: Ulusal alanda tanınan Orhan Kemal ve Osman Şahin gibi senaristler; Yılmaz Güney, Ali Habip Özgentürk, Yılmaz Duru ve diğer yönetmenler; Arif ve Abdurrahman Keskiner kardeşler ya da İrfan Atasoy gibi yapımcılar ve salon işletmecileriyle, Umut (Yılmaz Güney & Şerif Gören, 1970), Endişe (Yılmaz Güney & Şerif Gören, 1974), Bereketli Topraklar Üzerinde (Erden Kıral, 1980) ya da Zıkkımın Kökü (Memduh Ün, 1993) gibi filmler de bu yapının parçasıdır.

 

Yılmaz Güney’in Umut filminden hareket ederek Adana sinema tarihine bakmayı hedefleyen bu tur etkinliği Çukurova Üniversitesi İletişim Fakültesi – Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyeleri Doçent Dr. İlke Şanlıer Yüksel ve Doçent Dr. Aydın Çam’ın sunumuyla gerçekleştirilecektir. Sabri Şenevi’nin özel müze ve açık hava sineması olarak düzenlediği Sinema Evi’nden başlayacak olan tur, Saydam Caddesi üzerinden devam edecek ve aralarında Atlas, Lüks, Çelik ve Halk sinemalarının da olduğu onlarca açıkhava ve salon sinemasının yeri görülecektir. Turun sonraki durağı ise Kuruköprü semti olacaktır. Kuruköprü, Adana’nın en eski sinemalarına ev sahipliği yapmaktadır. Burada ise Erciyes, Tan, Ünal ve Alsaray sinemaları hakkında konuşulacaktır. Bunun ardından Kurtuluş Caddesi üzerinde yer alan Zafer, Işık, Teras, İstanbul ve İstiklâl sinemaları gezilecektir. Bir zamanlar Halkevi Sineması olarak da faaliyet gösteren,  Adana Büyükşehir Belediyesi’nin tarihi binası hakkında bilgi verilmesinin ardından Atatürk ve Ziyapaşa Bulvarlarına ulaşılacak ve her iki bulvar üzerinde yer alan Metro, Özsaray, Yıldız II, Renk ve Park sinemaları tanıtılacaktır. Tur, bir zamanlar Adana’nın en önemli kültürel mekânlarından biri olan Sular semtindeki Gar, Venüs, Dünya (Yıldız), Sular, Bahar ve Köşk sinemaları hakkındaki sunumu takiben Adana Garı önünde Umut filminin gösterimiyle sona erecektir.

Adana Sinema Turu II: Adana’nın Sinema Tarihini Endişe’yle Anmak

Çukurova, 1870’lerde Amerikan İç Savaşı yüzünden hammadde sıkıntısı çeken Britanya sanayisine pamuk üretebilecek bölge olarak belirlenir ve pamuk üretimiyle birlikte şehirleşme başlar.  Şehirde, tarıma dayalı üretim, sanayii ve ticarete yönelik faaliyetler 1940’tan itibaren olağanüstü büyüme gösterir. Adana, Cumhuriyet döneminin ilk anakentlerinden biri olarak hızlı sanayileşme süreci yaşar. 1907’de Simyonoğlu Fabrikası adıyla kurulan Adana Millî Mensucat Fabrikası, sanayinin lokomotifi konumundadır. 1940’larda Sümerbank’ın pek çok iştiraki şehirde yerini alır. Adana Bez Fabrikası, Adana Pamuk Satın Alma ve Çırçır Fabrikalarıyla başlayan kamu girişimlerini özel sektör de izler. Sanayileşme, 1948’de Truman Doktrini ve Marshall Planı’nın ilanı, 1950’deyse Demokrat Parti’nin iktidarı devralmasıyla yeniden ivme kazanır. Bu dönemde peş peşe çok büyük sanayi yatırımları gerçekleşir ve fabrikalar açılır. 1956’da Osmaniye, Gaziantep, İçel ve Konya yollarının birinci sınıf yol durumuna gelmesiyle birlikte Adana, geçiş merkezi kimliğine bürünür.  Henüz bütünüyle makineleşmemiş tarımsal üretim, özellikle de pamuk üretimi nedeniyle tarım işçisi istihdamına yoğun talep vardır. 1940’tan sonra ekimi yapılan, yüksek verim alınan ancak yağmura dayanıksız olduğu için çok kısa sürede toplanması gereken akala pamuğu üretimi nedeniyle çok sayıda mevsimlik tarım işçisi Adana’ya yönelir. Diğer yandan, tarımda makineleşmenin başlamasına da koşut biçimde köylerden şehir merkezine yoğun hareket vardır. Bugün, bu hareketi Adana’yı mekân edinen filmlerde de görmekteyiz. Örneğin Endişe’de (Yılmaz Güney & Şerif Gören, 1974) ya da Orhan Kemal’in aynı adlı eserinden uyarlanan Bereketli Topraklar Üzerinde (Erden Kıral, 1980) filminde pamuk tarlalarını, Adana sanayisini ve iş bulma ümidiyle akın akın şehre gelen yoksul insanları görürüz.

Çukurova ve Adana sadece bir tarım bölgesi ya da sanayii şehri değildir. Bu bölge aynı zamanda bir sinema bölgesidir; Adana ise bir sinema şehridir. Merkezinde Adana’nın bulunduğu ve tüm filmcilik ve sinemacılık faaliyetinin bu şehirden kontrol edildiği Adıyaman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hakkâri, Hatay, Kayseri, Konya, Malatya, Mardin, Mersin, Muş, Niğde, Siirt, Tunceli, Urfa ve Van şehirlerinden oluşan Güney Bölgesinde 271’i salon, 291’iyse açık hava ya da yazlık olmak üzere 562 sinema bulunmaktadır. 1960’ların sonunda yapılan bir tarama çalışmasına göre ise sadece Adana’da 35’i salon, 75’i yazlık olmak üzere, 110 sinema işletmesi faaliyet göstermektedir. Bu işletmelerin seyirci kapasitesi 86.900’ü bulmaktadır. Dolayısıyla 1960–1975 yılları arasında şehirde, aynı anda 100’ün üzerinde sinema işletmesinin faaliyette olduğunu, bu işletmelerin de Sular bölgesinde, Ziyapaşa Bulvarı’nda, Saydam Caddesi, Debboy Caddesi, Kuzey Kıyıboyu veya İstiklâl Caddesi’nde, Kuruköprü Meydanı’nda ya da Yamaçlı semti gibi, şehrin ekonomik, kültürel ve toplumsal merkezlerinde yoğunlaştığını söylemek mümkündür. Bunların dışında şehirde kimi okulların, fabrikaların ve askeri birliklerin de sinema salonları vardır. Örneğin İncirlik Hava Üssü’nde sadece Amerikan askeri personeli için film getiren ve gösteren bir sinema salonu bulunmaktadır. Bununla beraber, Adana Ticaret Odası kayıtlarından, Adana Filmciler Derneği’nden ve bu derneğin yayını Güney Film Postası’ndan yola çıkarak aynı dönemde şehirde yaklaşık 70 işletmenin filmcilik alanında resmi olarak faaliyet gösterdiğini ve Diyarbakır, Konya veya Kayseri gibi, bölgenin büyük şehirlerinden yaklaşık 20 işletmenin de şube açarak filmcilik işlerini yürüttüğünü bilmekteyiz. Bu dönemde sinema Adana için, kritik önemde toplumsal alan ve kültürel ortam oluşturmaktadır. Özellikle yaz aylarında, her gece binlerce kişi sinemalara gitmektedir ve sinemalar bu bakımdan şehir ahalisinin bir araya gelebileceği ve öyle ya da böyle iletişim kurabileceği kamusal mekânlardır.

Yılmaz Güney’in Türkiye’de çekimlerine başladığı ve aynı zamanda bir oyuncu olarak da beyaz perdede göründüğü son film olan Endişe’den hareket ederek Çukurova’nın ekonomisine ve onun sinemayla ilişkisine bakmayı hedefleyen bu tur etkinliği Çukurova Üniversitesi İletişim Fakültesi – Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyeleri Doçent Dr. İlke Şanlıer Yüksel ve Doçent Dr. Aydın Çam’ın sunumuyla gerçekleştirilecektir.

Adana şehir merkezinden hareketle ve Güney Bölgesinin sinema ekonomisinin anlatımıyla başlayacak olan tur, Yılmaz Güney’in yönetmenliğini yaptığı Seyyit Han – Toprağın Gelini (1968), Pire Nuri (1968), Umut (1970) ve Endişe (1974) filmlerinin mekânını oluşturan Karataş Ovasında devam edecektir. Karataş – Magarsus Antik Kenti’nde Endişe filminin gösterimiyle tamamlanacak turda, katılımcılarla beraber sinemamızın bugünü ve geleceğine dair bir değerlendirme yapmak da amaçlanmaktadır.

Bu etkinlikler “Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II Programı (CCH-II)” kapsamında yürütülen “Kültürel Miras Olarak Sinema İçin Diyalog: Sınırlar-Arası Diyalog Yoluyla Adana’da Sinemaların Somut Olmayan Kültürel Miras Olarak Kimliklendirilmesi, Tanınması ve Topluluk Temelli Envanterinin Çıkarılması” başlıklı Avrupa Birliği projesi kapsamında gerçekleştirilecektir. Bu proje Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği’nin mali desteğiyle yürütülen “Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II Hibe Programı (CCH-II)” kapsamında desteklenmektedir. Program, Türk ve AB kuruluşları arasında ortaklaşa yürütülen ortak kültürel miras faaliyetlerinin teşvik edilmesini ve geliştirilmesini amaçlamaktadır. Hibe programının teknik uygulamasından Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumlu olup, Sözleşme Makamı ise Merkezi Finans ve İhale Birimi’dir.